Pareto (80-20) Kuralı

Image

Esas adamımız 19.yy sonunda yaşamış olan İtalyan bilim insanı Vilfredo PARETO. Yüksekçe bir tepeden Sicilya’ya bakarken, Sicilya yüz ölçümünün %80’ine yine Sicilya nüfusunun %20’sinin sahip olduğunu görüyor. Örneklemini büyütüp İtalya’ya baktığında aynı 80-20 oranını görüyor. İşi ilerletip İngiltere’ye gidiyor ve orada da zenginliğin %80’ine nüfusun %20’sinin sahip olduğunu görüyor. Artık bir şeyler kafasında netleşiyor ve bu bir doğa kanunu mu diye düşünüyor. Belirli bir alana bezelye ekiyor ve sonuç ne olsa beğenirsiniz? Topladığı hasadın %80’i ektiği alanın %20’ sinden gelmekte. Veee Bingo! Ancak Pareto ile ilgili kısım burada bitiyor.

Aslında nüfusun %20’sinin toplam zenginliğin %80’ine sahip olması çokta anormal değil. Yani kişi başına ortalama geliri hesaplayıp, bir yerdeki herkesin aynı gelire sahip olduğunu varsayamayız. Burada bir eşitsizlik olması gayet doğal. Aslında insan her zaman ortalama tandanslı düşündüğü için, yanılmaya yatkındır. Benjamin DİSRAELİ’nin dediği gibi “ Üç çeşit yalan vardır: Yalan, kuyruklu yalan ve istatistik.” Pareto’nun fark ettiği tabiatın bir bugı.

Bu kuralın bizi en çok ilgilendiren kısmı, bir sonuca etki eden girdilerin her birinin eşit katkıda bulunduğu yanılsaması. Pareto ile bu yanılsamadan kurtulup, az sayıdaki girdinin sonucu daha çok etkilediğini görüyoruz. Zaten Pareto kuralının diğer adı “ önemli azın yasası”.

Vilfredo kuramını bezelye ekiminden sonra daha öteye taşıyamıyor. İkinci Cihan Harbi sıralarında, Zipf ve Juran bu kuramı daha da ilerletiyor ve geliştiriyor. Yirminci yüz yılda bu kural işletmelerde uygulanmaya başlanıyor. İşte en heyecanlı kısmı burada. Şirket gelirini 100 tl varsayarsak, gelirin 80 lirası müşterilerin %20’sinden ve kalan 20 lirası ise müşterilerin %80’inden geliyor. İşletmede on yönetici varsa, ikisi firmayı sırtlayıp taşıyor, diğer sekizi günlük rutin işlerle(!) uğraşıyor. Sahiden de öyle değil mi? 

Bu yasayı fark edip süreçlerine uygulayan örgütlerden bazı örnekler verelim. Kurulduğu yıllarda, araçlara servis veren restoranlar çok modaydı Amerika’da, ancak servis çok yavaştı. McDonald’s ise müşterilerinin %80’inin menüdeki ürünlerin %20’sini tercih ettiğini fark ederek, ürün gamında sadeleşmeye gitmiş ve hızıyla nam salarak büyümüştür. Microsoft en fazla raporlanan hataların %20’sini çözerek, çökmelerin %80’ini engelliyor.

Pekiyi insan kaynaklarında durum nedir? Evet aynı kanun geçerlidir. 80-20 bazen 70-30 olabilir tabii ki ancak önemli azın kuralı çalışır. İşletmenin insan kaynağında, takım performansının %80’inin, ekibin %20’sinden geldiğini görebiliriz. Burada yöneticiler için bir gösterge mevcut. Ekibin vasatlarından ziyade, üstün performanslılara yönelmek çok daha isabetli bir seçim olacaktır. Vasatlar zaten sonucun %20’sini etkilemekte, ancak ekipteki yıldızları parlatmak için daha çok enerji harcanırsa, alınacak sonuç daha yüksek olacaktır. Mikro ölçekte bakıldığında durum böyle de, bununla beraber tabii ki düşük performanslılara da bir çekme sistemi uygulanmalı. Ancak ideali ekip içinde performans makasının çok açık olmamasıdır. Dolayısıyla makro ölçekte baktığımızda, insan kaynakları politikası olarak düşük ücretle daha çok istihdamdansa, yüksek ücretle kalifiye personel tercih edilmeli. İnanın bana ilk politika tercih edildiğinde, önce takımlarda, sonra bölümlerde, akabinde yönetim kademelerinde, bir sürü kifayetsiz ve düşük performanslı çalış(may)an görülmektedir.

Kifayetsizlerin çoğunlukta olduğu örgütlerde, ekseriyetle performans ölçüm-yönetim sistemleri yoktur. Zaten sistem kurulmasına da, patronun yanında destek, sahada köstek olup sabote ederler. Bunlarla uğraşmak enerjimizi almaktan başka işe yaramaz. Adaletsizliği gören genç ve yeteneklilerin de hevesini kırar. Sonrası fasit daire.

Sonuç olarak; yöneticilik tarafında, ekipteki yıldızları parlatmak için çabalamalıyız. Firma politikası olarak da yetenekli ve yüksek performanslı kişileri istihdam etmeliyiz. Ücret mi? Bence Robert BOSCH’a kulak verin “ Çok param olduğu için iyi maaş veriyor değilim; aksine iyi maaş verdiğim için çok para kazanıyorum.” 

Makaleyi Paylaş
Image
Cihan Azar