Ben Daha İyisini Bilene Kadar En İyisi Bu

Image

Kişinin, konuyu en iyi bildiğini düşünmesi, o konu hakkında yeni bir şeyler öğrenmesini yahut o konuya yeni bir şeyler katmasını engeller. Gelişmek için öğrenmek, öğrenmek için bilmediğini kabul etmek ve bilenlerden talep”kâr” olmak gerekir.

Öğrenmek isteyenin öğrenme yolculuğu soru sormakla başlar. Talebe cevaplarını öğrenmek için öğretene soru sorması gerekir. Öğreten de talep edenin öğrenip öğrenmediğini soru sorarak öğrenmeye çalışır. Öğrenmek için talepte bulunmak öğretmek için arzda bulunmaktan daha önemli ve öğreticidir. Öğrenmek isteyenin doğru soruları sorması ilk başlarda mümkün olmasa da soru sordukça ve bilgisi arttıkça nasıl soru sorulacağını da öğrenir.

Soru sormak ise merak, istek ve ihtiyaç ile başlar. Öğretmek merak ve istek uyandırmak ile mümkün olur çoğu zaman. Talep edilmeden arz edilmesi arz edilen şeyin değerini düşürür. Öğretenin sorularına cevap vermek için öğrenilen bilgiler, öğrenenin kendi sorularına cevap bulmak için öğrenilen bilgelerden daha az kalıcıdır. Soru-Cevap metodu yaşama “Sık Sorulan Sorular” başlığını katmıştır.

Soru sormanın bilgisizliğin şifası olduğunu belirten sevgili peygamberimiz, güzel soru sormanın ilmin yarısı olduğunu bildirmiştir. Öğrenmek için sorulan her soru muhakkak muhatabına sorulmalıdır. Muhatap ise cevabını bildiği soruyu soranın anlayacağı şekilde öğretmeli, bilmediği bir soru ile karşılaşırsa eveleyip gevelemeden bilmiyorum cevabını vermeli.

“Ben daha iyisini bilene kadar en iyisi bu” anlayışı ile hareket eden iş/işletme sahip/yöneticileri, Allah (cc) Kur’an’ ında; “…her ilim sahibinin fevkında bir alîm vardır(12/76)” düsturundan uzaklaşarak bilgice yüksek düzeylere ulaşmaktan geri kalmaktadır.

İşletmelerin sahip/yöneticileri ticari faaliyete başladıklarından itibaren öğrenme konusunda yukarıda açıklanan düsturları iş ve işletmelerinde uygulayarak mükemmel işletmeler sınıfına yükselebileceklerdir. Her işletme ilk kurulduğunda bebeklik evresinden öğrenme evresine geçtiğinde tıpkı yeni öğrenen çocuklar gibi sorular sormalı sürekli yeni öğrenimlere istekli ve açık olmalıdır. İşletmeye bilgi ve değer katacak işletme içi ve/veya işletme dışı tüm öğretenlerden öğrenme talep edilmesi ile talepkârlığın kâra ve değerliliğe katkısı olduğu görülecektir. İşini nasıl daha iyi hale getireceğini merak eden işletmeler; bu konuda yöneticilerini, iş görenlerini hatta “size daha iyi nasıl hizmet verebiliriz?” sorusu ve onlardan gelen geri bildirimler ile müşterilerini öğreten olarak görerek sürekli kendilerini iyileştirip değiştirip mükemmele ulaşabileceklerdir.

Aynı sınıfın öğrencileri olarak görülebilecek aynı sektörün işletmeleri de birbirlerine sektörleri ile ilgili çok şey öğretebilir. Yeter ki öğrenmeyi bırakmasın. Öğrenme bittiği an yaşlanma başlar…

Makaleyi Paylaş
Image
Ersin Şentürk